18 Ekim 2011 Salı

DÜNYA’DAKİ TÜM YUNAN ASILLI ve ÜST RÜTBELİ PAPAZLAR BU GİDİŞLE TÜRK VATANDAŞI OLACAK

1 Eylül’de Heybeliada Ruhban Okulu’nda ve 2 Eylül’de Patrikhane avlusunda bulunan Aya Yorgi Kilisesi’nde toplantılar yapılmış ve bu toplantılarda Rus Patrikhanesi ile ilgili konularda da strateji belirlenmişti. KudüsAntakya (Şam’da bulunur) ve İskenderiye patrikleri ile Kıbrıs Başpiskoposu ve Rum Patriği Bartholomeos katılacağı bu toplantıya Antakya Patriği Rus Patrikhanesi’nin müdahalesi ile son anda katılmamıştı.  
Rum Patriği Barholomeos’un çok yoğun bir tempo ile uygulamakta olduğu bir programı uygulaması ve bu program dâhilinde 7-12 Ekim arasında Aynaroz Bölgesi’ne bir ziyaret gerçekleştirecek olması, o bölgede Rusya için fevkalade önem arz eden “Aziz Pandeleimon Rus Manastır”ı ile ilgili Rusya’nın da önemli bir adım atmasına neden oldu.
30 Eylül’de Rus Patriği Kiril, Devlet başkanı Dimitri Medvedev ve çok üst düzey bürokratların katılımı ile “Aziz Pandeleimon Rus Manastırı Kültür ve Manevi Mirası Koruma Kurulu” oluşturuldu ve bu manastırın rehabilitasyonu için büyük bir bütçe ayrıldı. Bu suretle; 1 Eylül’de Rum Patrikhanesi’nde yapılan ve kendileri ile ilgili konuları da içeren yapılan toplantıya Rusya Kilisesi ve Devleti en üst düzeyde cevap vermiş oldu.
Bu sene Rum Patrikhanesi’nde her şeyin yıldönümüdür ve bunu en iyi şekilde kullanmak üzere hazırlıklar yapılmıştır. Bartholomeos’un Heybeliada’dan mezun olup ruhban oluşunun 50. Yılı, Okulun kapanmasının 40. Yılı ve Bartholomeos’un Patrik oluşunun 20. Yılı… Bu gövde gösterisi öncesinde ya da süresince Rusya’nın da birtakım oldubittilere sessiz kalmayacağı yaptığı hamlelerden anlaşılmaktadır
21 Ekim akşamı “Four Seasons Otel”de bir yemekle başlayacak etkinliklerle, Bartholomeos’un Patrik oluşunun 20. Yılı kutlamaları başlıyor. “Amerika Başpiskoposu Dimitrios” ve kalabalık bir ruhban grubu ve Amerika’daki “Archonlar” da başkanları “Antony J. Limberakis” ile birlikte kalabalık bir grup olarak İstanbul’a geliyorlar. 21 Ekim’de yapılacak bu yemeğin 300 kişi civarında olması bekleniyor.
22 Ekimde ise “İstanbul Kongre Merkezi”nde (Harbiye’deki eski Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu) 3 bin kişilik bir resepsiyon veriliyor. Resepsiyonda, piyano resitali ve sunum da yapılacaktır. Bu resepsiyona, tüm yerli siyasi ve yöneticilerin yanı sıra çok sayıda Türk iş adamı da davetlidir. Bu davet ile yapılmakta olan her ne kadar Bartholomeos’un Patrik oluşunun 20. Yılı’nı kutlamak olarak görünüyorsa da esas maksat; Heybeliada Ruhban Okulu’nu açtırmaya yönelik hamleyi başlatmaktır.
Etkinliklerin son günü olan 23 Ekimde, 16.00 18.00 saatleri arasında Karaköy’deki “Galata Rum İlkokulu” (Σχολή Γαλατά) da bir panele ev sahipliği yapacaktır.
Archonlar, son zamanlarda Türk siyasilerini yakın markaja almaya başladılar ve üst düzey temsilcileri ile Patrikhane lehine talepler içeren görüşme taleplerinde bulunuluyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın son Amerika gezisinde, Amerika Başpiskoposu ve Archonların üst düzey temsilcileri Türk Heyeti’ni yakın markaja aldıkları hakkında internet ortamında çokça haber var. 21-23 Ekim’de yapılacak olan “Bartholomeos’un Patrik oluşunun 20. Yılı Kutlamaları” çerçevesinde papazların ve Archonların bu kadar kalabalık gelmeleri de Türk yetkililerle görüşme taleplerini yinelemek ve Heybeliada Rum Ruhban Okulu’nun açılmasını sağlamaya yöneliktir.
Rum Patriği Bartholomeos da bu bağlamda Kasım ayı içinde, Ankara’ya temaslar yapmaya yönelik bir çıkartma yapma hazırlığı içindedir. Ekümenikliği tescil ile Heybeliada Rum Ruhban Okulu’nun açılması bunların en büyük idealleridir. Ve bu bağlamda da Patrikhane’nin “maiyet”ini arttırma çabaları bir yandan devam ediyor.
2 Bin kişiden az kalmış Rum Cemaati’nin dini ihtiyaçları ile ilgili olarak hiçbir orantıya uymayan Yunan asıllı yabancı papazların Türk vatandaşı yapılması talepleri de bu arada devam ediyor. Sürekli olarak yinelenen bu yabancı tebaalı papazları Türk vatandaşlığına alınması isteklerinin sonu gelmiyor. Bu kadar çok papazın cemaatin dini ihtiyaçları ile ne alâkası olacağını da anlamak mümkün değil.
Şubat 2011’de TC olmaları için müracaat edilen şu Yunan asıllı yabancı papazlar Ağustos’ta Türk vatandaşı olmuşlardı:
Rethimnis ve Avlopotamu Metropoliti Evangelos Antonopoulos 
Kidonias ve Apokoronau Metropoliti Emmanouil Papayannakis,  
Hong-Kong Metropoliti Nektarios Tsilis 
Almanya Metropoliti Augustin Lambardakis 
Meksika ve Orta Amerika Metropoliti Georgios Anastasiadis 
Leros ve 12 Ada Metropoliti Panagiotis Aravantios 
Bu şahısları önceki yazılarımızda belirtmiştik ve sürekli kabaran bu listeye en son olarak “Girit Başpiskoposu Nikolaos Athanasiadis” de eklendi. İnsana “Aman Allahım” dedirtecek bir topluluk yavaş yavaş Türk vatandaşı oluyor. Girit Başpiskoposu’nun Türkiye ile ne alâkası var?
Resmen Bizans döneminin kadrosunu topluyorlar. Türkiye içinde Rumluğun esamesi kalmamış yerlere metropolit atıyorlar.
Ve bu suretle de Türkiye hudutları dışında ne kadar üst düzey Yunanlı papaz varsa ağır ağır sürdürülen bir programla Türk vatandaşı oluyor.
Bu gözü dönmüş, doymak nedir bilmeyen zihniyet, bu süreçte vatandaşlığa alınmasında “sakınca” görülen “Fransa Metropoliti Emmanuel Adamakis”in işlemlerinin Türkiye tarafından ret edilmesine ise çok içerlemiş.  Rum Patriği Bartholomeos’un, Kasım’da Ankara’ya yapacağı çıkartmada bu hususu da gündeme getirmesi ve bu “sakıncalı” papaza da Türk vatandaşlığı almak için bastırması durumunda ortaya çıkacak vahamete ise ne demeliyiz acaba?
Yahu muhteremler! Fransa zaten bizim başımıza (sözde) Ermeni soykırımı işini sarmaya “tam teşebbüs hali” ile iştigal ederken bir de başımıza “Fransa Metropoliti”ni de Türk vatandaşı yaparak musallat etmeyin! 
Bu adamcağız, sizin ilerideki , Bartholomeos’tan sonraki patrik adayınız olmasın?
İleride Türkiye’nin başına, Yunan asıllı bir “Fransız”ı miras bırakmak istiyorsunuz anlaşılan…
Ve birinci sırada Ekümeniklik sonra da Heybeliada Ruhban Okulu’nun YÖK’e bağlı olmadan açılması için ne gerekiyorsa yapmaktalar.
Yeni Anayasa’da yapılacak düzenlemelere çok dikkat edilmesi ve Patrikhane’nin önünü açacak maddeler tesis edilmemesi ile Patrikhane için çalışan hukukçu ordusunun, bu bağlamda Anayasa Komisyonu’ndaki meslektaşlarına telkinlerde bulunamaması için çok dikkat edilmesi gereklidir.

30 Eylül 2011 Cuma

YUNANİSTAN İFLAS ETTİ AMA RUM PATRİKHANESİ DEVLETLEŞME YOLUNDA


Heybeliada Ruhban Okulu, Ağustos’ta gizemli bir toplantıya ev sahibi olacaktı.Bu toplantıya KudüsAntakya (Şam’da bulunur) ve İskenderiye patrikleri ile Kıbrıs Başpiskoposu ve  Rum Patriği Bartholomeos katılacaktı. Patriklerin genel Ortodoks toplantıları dışında böyle bir araya gelmeleri rutin bir davranış değildi ve Türk düşmanlığı ile bilinen Kıbrıs Başpiskoposu’nun da bu toplantıda bulunması ise fevkalade düşündürücüydü. Bu toplantının ana amaçlarından biri ise 2011 içinde yapılacak olan genel Ortodoks toplantısı öncesinde, “Rus Patriği”ne karşı stratejiyi belirlemekti.
Bu toplantı, 1 Eylül’de Heybeliada Ruhban Okulu’nda ve 2 Eylül’de Patrikhane avlusunda bulunan Aya Yorgi Kilisesi’nde olmak üzere iki kere toplanılarak yapıldı ama Antakya Patriği gelmedi. Toplantı öncesinde, Rus Patrikhanesi’nden üst düzey bir yetkilinin Şam’a giderek Antakya Patriği ile görüşmesi neticesinde Antakya Patriği bu toplantıya icabet etmedi. Rus Patrikhanesi’nin bu girişiminden fevkalade rahatsız olmakla birlikte kendi emireri gibi telakki ettikleri Antakya Patrikhanesi’nin bu tavrına daha çok bozulmuş olduklarını belirtmek gerekiyor. 
Amerika’nın Patrikhane lehine çok farklı kulvarlardan girişimleri başlamıştır. Eylül, bu açıdan çok hareketli ve farklı manevraların yapıldığı/başladığı bir ay oldu. Merkezi Amerika’da bulunan ve yaptığı hizmetler karşısında milyon dolarlar alan McKinsey Şirketi “bilâ-bedel” olarak Büyükada Rum Yetimhanesi’nin fizibilitesini üstlendi ve bu konuda görüşmeler yapmak için 13 Eylül’de İstanbul’a geldi, Patrikhane yöneticileriyle görüştü ve sunumunu yaptı. Bu görüşmelere Coca Cola’nın  CEO’su Muhtar Kent de katıldı. Alınan bilgiye göre McKinsey’in bu fizibiliteyi bilâ-bedel yapmasını sağlayan kişi zaten Muhtar Kent’tir.
Bu organizasyonları gerçekleştiren ve Büyükada Yetimhanesi’nin koordinasyonunu sağlayan kişi ise Pandeli Laki Vingas’tır. Vakıflar Kanunu’nun, 41. Maddesi gereğince 28 Aralık 2008’de yapılan “Vakıflar Meclisi’ne “Azınlık Vakıfları Temsilcisi” olarak seçilen Pandeli Laki Vingas 25 Mart 2011’de Boyacıköy Rum Kilisesi’nde “archon” ünvanı alan son kişilerden biridir.
Bu seçim, akabinde birçok tartışma da ortaya atılmıştı. Zira Ermeni vakıfları temsilcilerinin bir kısmının Vingas’a oy verdiği seçimden sonra ortaya çıktı. Ermeni vakıflarının adayı olan Simon Çekem’in bu konuda düşündürücü beyanatı ise şöyledir: “Bizim için üzücü bir durum. Çünkü meclise aday sokabilecekken kendi kendimizi sabote etmiş olduk
Archonluk; canını ve malını esirgemeden “Megali İdea” emelleri için ortaya koyabilecek kişilerden (sadece erkek) oluşan “Paramasonik” bir topluluktur ve merkezi Amerika’dadır. Kökeni Bizans’a hatta Roma’ya kadar uzanmaktadır ve o devirde kilisenin ya da imparatorun üst düzey asker/yargıçlara verdiği bir unvandır.
Patrikhane günümüzde; lobi kabiliyeti yüksek olan Amerikalı zengin işadamları arasından, kendi idealarına gönül vermiş olanlara “Archon” ünvanı vermektedir ve bu unvan Yunan/Rum asıllı kişiler arasında fevkalade itibar olarak telakki edilmektedir. Burada Patriğin bir “devlet başkanı” ya da “imparator” gibi, Bizans döneminde kullanılan çeşitli unvanları (Offikia) verdiğini görüyoruz. Mesela, Logothesis bu gün bir başbakan ya da dışişleri bakanı; Rhetor, eğitim bakanı; Referandarios, ise Patriğin imparator nezdindeki temsilcisidir. (mihmandarı)
1922, 1942, 1955 ve 1963 yıllarında Patrikhane’yi oluşturan Rum tebaa göç edince, Patrikhane’nin Anadolu’da faaliyet gösteren kilisesi kalmamıştı. Bu durumun önüne geçemeyen dönemin Rum Patriği Athenagoras çok fazla kişiyi “Archon” unvanıyla donattı ve bu şekilde kilise bağlarının korunmasını amaçladı. Kuzey ve Güney Amerika Başpiskoposu (tescilli Türk düşmanı) Yakovos ise 1966’da “Order of Saint Andrew The Apostle Archon of The Ecumenical Patriarchate” adıyla Amerika’da bir dernek kurdu. Fener Rum Patriği Bartholomeos’un 1991’de Patrik olmasından sonraki ilk icraatlarından biri, merkezi Atina’da olan “Panagia i Pammakaristos” isimli ikinci bir dernek kurmak oldu. Bundan sonraki adım da şu anda Amerika’da çok güçlü bir topluluk olan  “Archonlar Biraderliği”nin (The Brotherhood of Archons of the Ecumenical Patriarchate) kurulmasıdır.  (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bakınız: Bojidar Cipof, Patrikhane ile Mücadelem, Bojidar Kitapları Yay., 2010, s.620-627)
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın son Amerika gezisinde, Amerika Yunan Kilisesi’nin temsilcisi Kuzey ve Güney Amerika Başpiskoposu ve Archonların üst düzey temsilcileri ile de görüştürüldüğü hakkında haberler internet ortamında bulunuyor. Arhonların Türkiye Devleti’nin üst düzey temsilcileri ile Patrikhane lehine talepler içeren görüşmelerde bulunmak istedikleri de çoktandır biliniyor.
Son dönemde ülkemizde artan terör ve İsrail ile olan gerginliğin üstüne eklenen Güney Kıbrıs’ın petrol sondaj girişimi gibi sorunlarımızda; Amerika yanımızda ve aynı anda karşımızda aktif rol oynamaktadır. Bu durumda din özgürlüğü ya da Müslüman olmayan Türk vatandaşlarına sağlanacak kolaylıklar sağlanması adı altında süregelmekte olan adımlar pek hoş görünmemektedir.
McKinsey”in arkasında Coca Cola da görünse sonuçta desteği veren Amerika’dır. “Tavşana kaç tazıya tut” misali, Güney Kıbrıs’taki petrol sondajını yapan da bir başka Amerika şirketidir. Basit bir teçhizatı, canları istediğinde Kongre kararı olmadan yurt dışına göndermeyenler, milyon dolarlarla telaffuz edilen bir fizibiliteyi bilâ-bedel yaparlar mı ya da bu işten asıl çıkar ne? Son günlerde çok aşikâr yapılan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması yönündeki artan baskı neden?
Kuzey ve Güney Amerika Başpiskoposluğu’nda (ruhani açıdan) çok alt bir rütbede olmakla birlikte yeri geldiğinde Patrikhane için Başpiskopostan da değerli olan “Alex Carlukos” adında bir papaz var. McKinsey yetkililerinin sunumunda bulunmak üzere onun da İstanbul’a gelmiş olması çok dikkat çekicidir.
Bir başka husus da 13 Eylül’de bu görüşmeler süredururken, Amerika Büyükelçisi “Francis J. Ricciardone”nin, Rum Patrikhanesini ziyaret etmesi ve 17 Eylül’de de Heybelida Ruhban Okulu’nu eşi ile birlikte ziyaret etmesi ve  okulun anı defterine “Okulun tekrar açılması için dua ediyorum” şeklinde yazı yazmasıdır.
Rum Patrikhanesi’nin Yunanistan’da önemli mal varlığı bulunmaktadır. Bu mal varlığından oluşan kazançlardan vergi alınmaması için de çok yakında girişimde bulunuldu. Yunanistan Başpiskoposluğu’nun da önemli mal varlığı var ve onlar vergi veriyor. Bu durum; iflas etmiş Yunanistan’da önümüzdeki günlerde nelere yol açar bilinmez ama Patrikhane’ye  Yunanistan’dan gelen ve milyon Eurolarla telaffuz edilen yardımlar kesilmedi. 
Rum Patriği Barholomeos, 7-12 Ekim arasında Aynaroz Bölgesi’ne bir ziyaret gerçekleştirecek. Aynaroz Ruhani Cumhuriyeti olarak da bilinen bölge, Yunanistan'ın içinde yarı otonom bir idari yapıdadır. Makedonya'dan Ege Denizi'ne uzanan Khalkidiki Yarımadası üç dağlık bir burun şeklindedir ve "Athos" ya da “Ayion Oros” olarak bilinir. Bölgede, 17 Yunan ve birer Rus, Bulgar ve Sırp olmak üzere toplam 20 büyük manastır bulunmaktadır. Bu manastırların dünya ile tüm bağlar kopuktur, elektrik ve telefon dahi yoktur. Kadınların ve dişi hayvanların bile bu bölgeye girmesi yasaktır.
Bartholomeos, 2 Kasım 1991’de Fener Rum Patriği olduğu ilk günden itibaren bu bölge ile sorun yaşamıştır. Nitekim Patrikliğinin ilk gününde, taç giyme töreninde yaptığı konuşmasında üstü kapalı ya da açık birçok mesaj arasında Aynaroz’a da şöyle yüklenmişti:
“... Askitik bir yaşam tarzı sürdüren ve ışık saçan Aynaroz'dakilere yöneliyor ve diyoruz; uzun zamandan beri ana kilisemizin kuralları dışında olan Aynaroz Manastırının geleneksel varlığını sürdürmesini anlamak mümkün değildir. Bunun için bu kutsal yerlerin varlığını, Ortodoks Kilisesi düzeni ve hiyerarşisi içinde varlığını sürdürmesini ve muhafaza etmesini sağlamak için her şeyi yapacağız. Buradaki papazlardan şunları istiyoruz; Tanrı korkusu ile hareket edip kilisemizin Askitik ve Monahile yeminimizi ve kurallarımızı kabul etmelerini ve sadece bizim kilisemize uymalarını istiyoruz...”
Rum Patrikhanesi Devletleşme Yolunda…
Bu geziyi bir yerlere bağlamalı mıyız? Çünkü bu geziden döndükten 10 gün sonra bakınız ne olacak…
Bu sene Rum Patrikhanesi’nde her şeyin yıldönümü… Bartholomeos’un Heybeliada’dan mezun olup ruhban oluşunun 50. Yılı, Okulun kapanmasının 40. Yılı ve Bartholomeos’un Patrik oluşunun 20. Yılı…
22 Ekimde, Bartholomeos’un Patrik oluşunun 20. Yılı şerefine çok büyük bir organizasyon tertiplenmiştir. Haliç Kongre Merkezi’nde büyük bir bütçe ile 3 bin kişilik bir resepsiyon, piyano resitali ve sunum hazırlıkları yapılmıştır. Bu resepsiyona tüm yerli siyasi ve yöneticilerin yanı sıra iş adamları da davetlidir. Amerika’dan ve başka yabancı ülkelerden de gelecek çok sayıda davetli vardır.
Amerika’dan Archonlar da gövde gösterisi şeklinde başkanları “Limberakis” ile birlikte burada hazır bulunacaklar. Bu davet aslında Bartholomeos’un Patrik oluşunun 20. Yılı’nı kutlamaktan çok, ağırlıklı olarak Heybeliada Ruhban Okulu’nu açtırmaya yönelik hamlenin yapılacağı platform olacaktır. 
Makaledeki her bir madde, gerçekten usta bir satranç oyununun adeta hamleleri… 
Aynaroz, Yunanistan Anayasası’nın 104. Maddesine göre otonom bir devletçiktir ve buranın devlet başkanı da o an görevde olan patriktir. Patrikhane Vatikanlaşacak derken kastedilen topraklar farklıdır. Aslında Rum Patriği, Vatikan’dan çok daha büyük bir coğrafyanın devlet başkanıdır. Ama üzerinde bulunduğu topraklarda tescil ettiremediği “Ekümeniklik” nedeniyle bu statü “kadük” durumdadır.
Çok bilinmeyenli ya da bilinenli bir denklem aslında Rum Patrikhanesi’nin durumu… Ve birinci sırada Ekümeniklik sonra da Heybeliada Ruhban Okulu’nun YÖK’e bağlı olmadan açılması bulunuyor. Bunun için yeni Anayasa’da bir takım cümleler sokulması gerekiyor. Patrikhane için çalışan hukukçu ordusunun bu bağlamda Anayasa Komisyonu’ndaki meslektaşlarına telkinlerde bulunması olasıdır ve dikkat edilmesi gereklidir.
Yazımız için “komplo” diyen desin…
Zaten Türkiye komplonun daniskası ile karşı karşıya… 
Şimdi lütfen bu yazıyı bir daha yukarıdan aşağıya ama bu kez mantık süzgecinden geçirerek okuyunuz…
Ve Rum Patriği’nin çok kısa bir süre önce Selanik çevresine yaptığı ziyarette Yunan askeri birliği ile çekilmiş olan fotoğraf karesine dikkatlice bakınız…
Yazımızın başlığı şöyleydi: “Yunanistan İflas Etti Ama Rum Patrikhanesi Devletleşme Yolunda

9 Eylül 2011 Cuma

RUM PATRİKHANESİ’NDE HAREKETLİLİK VAR!


Patrikhane’nin 12 kişilik bir dini meclisi (Sen Sinod) vardır ve bu mecliste “metropolit” dini rütbesinde olan papazlar görev yapar. Burada görev yapacak olan papazların, 6 Aralık 1923 tarihli ve 1092 sayılı bir valilik genelgesine göre; “Türkiye’de ikamet eden ve TV vatandaşı olan metropolitler olması” gerekliliği bulunmaktaydı. Bu süreçte; (1923’ten itibaren) Türk vatandaşı olmayan bir patrik ve din adamı da  zaten (resmen) görev yapmamıştı.

Rum Patriği Bartholomeos 2004’de ani bir kararla 12 kişilik Sen Sinod’da, 6 yabancı uyruklu din adamına görev verdi. 2004 itibariyle; Patrikhanede “20” civarında metropolit seviyesinde din adamı bulunuyordu. Buna rağmen “12 kişiyi tamamlayamıyoruz, eksiğimiz var” diye asılsız bir gerekçeyi ortaya attılar ve 17 kişilik bir listeyi TC vatandaşı yapmak üzere harekete geçtiler. 17 kişilik bu liste müracaat esnasında elendikten sonra 13’e indi. 

1500 kişiden az kalmış Rum Cemaati’nin dini ihtiyaçlarının karşılanması, amaçladıkları gaye ise bu papaz sayısı -kişi başına hesaplandığında- çok fazladır. Buradaki amaç; “Ekümenik Patrikhane”ye “maiyet” teminidir ve 2010 sonunda “çoğaldılar” ama bu da yetmedi.

13 kişi kabul edilir edilmez, 11 kişilik bir liste için daha Türkiye’den vatandaşlık talep edildi. 12 kişiyi tamamlamıyoruz diye 6 yabancı uyruklu papaz ile yasalarımızı delmişlerdi. 13 taze vatandaş papaz, Türk vatandaşlığı alınca normal olarak; o tarihte yapılan ve  28 Şubat 2011’e kadar sürecek görevlendirmeye yeni Türk vatandaşı olanların yer verilmesi gerekirdi. Ama böyle yapmadılar ve sadece bir taze vatandaş papazı kadroya alarak, yine 5 yabancı ile Sen Sinod çalışmalarına devam ettiler. 11 kişilik yeni listede ise bu 5 kişi de yer aldı. Bunları da TC yapmak için harekete geçtiler. Amaçları “daha da çoğalmak”tı.

Rum Patrikhanesi, Vatikan’ın karmaşık hiyerarşik yapısı içindeki ve Ortodokslukta metropolite eşdeğer sayılabilecek kardinal sayısı ile yarış halindedir. 

Metropolitlere verilen “sözde” görev bölgeleri ise Rumluğun “esamesi” kalmamış yerlerdir ve o coğrafi bölgelerin eski Bizans adları kullanılmaktadır. Belki bu tayinler, 15 -20 sene önce pek bir önem arz etmiyordu. Ancak Bartholomeos’un Patrik oluşundan sonraki dönemde, Anadolu’daki metruk kiliselerde ayinler yapılması çok arttı. Yerel yöneticiler de bu faaliyetlere turizm açısındaki getirilerini göz önüne alarak destek olmaktadırlar

Ağustos’un son haftasında, yukarıda bahsettiğimiz 11 kişilik listeden 6 kişinin TC vatandaşlığına alınması onaylandı ve vatandaş olma işlemleri başladı. Bu kişiler şunlardır:

1- Rethimnis ve Avlopotamu Metropoliti Evangelos Antonopoulos
2- Kidonias ve Apokoronau Metropoliti Emmanouil Papayannakis  
3- Hong-Kong Metropoliti Nektarios Tsilis
4- Almanya Metropoliti Augustin Lambardakis
5- Meksika ve Orta Amerika Metropoliti Georgios Anastasiadis
6- Leros ve 12 Ada Metropoliti Panagiotis Aravantios 

Henüz vatandaşlık izni alamayan ama muameleleri devam diğer 5 kişi ise şunlardır:

1- İspanya ve Portekiz Metropoliti Panagiotis Stavropoulos
2- Gortina ve Arkadia Metropoliti Dimitrios Doulofakis
3- Fransa Metropoliti Emmanuel Adamakis
4- Rodos Metropoliti Konstantinos Kogerakis
5- Girit Başpiskoposu Nikolaos Athanasiadis

Bu işlemler sürerken, Sen Sinod’da ise konuyu takip etmeyenlerin dikkatini hiç çekmeyecek bazı ayrıntılar baş gösterdi. Cunda Adası Metropolitliği; belki çok kişiye Ayvalık hudutları dâhilindeki bir beldeye ihdas edilmiş olarak algılanabilir. Oysaki Cunda Adası, Patrikhane’nin tarihsel seyrinde çok önemli bir noktadır. Osmanlı döneminde, daha Heybeliada Ruhban Okulu’nun olmadığı bir zaman diliminde, Papaz “İkonomos”un Osmanlı’yı kandırarak oluşturduğu “İlk Ruhban Okulu”  burada bulunmaktaydı. Ve önemli olan Ayvalık değil, Cunda (Alibey) Adası’dır. 

Birkaç yıl evvel, Ayvalık Cunda'da, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç tarafından bir kilise restore edilmiş ve Coca Cola İcra Başkanı Muhtar Kent’in babası “Necdet Kent”in adı verilerek kütüphaneye dönüştürülmüştü.  Muhtar Kent de babasına ait 1500 kitabı buraya bağışlamış ve bu açılış Rum Patriği Bartholomeos tarafından onurlandırılmıştı.

Cunda Adası Metropoliti semboliktir ama burada görevli olan metropolit daima İlk Ruhban Okulu”na atfen, daima Heybeliada Ruhban Okulu’ndan da sorumlu metropolit olmaktaydı. Geçtiğimiz Ağustos’ta yapılan Sen Sinod toplantısında alınan kararlara göre bu gelenek artık değiştirildi. 

Bursa Metropoliti “Yanni Lambriniadis” (Dini adı: Elpidophoros) artık Heybeliada Ruhban Okulu’ndan da sorumlu Başpapaz oldu. Bursa Metropoliti olan Elpidophoros, Mudanya bölgesinde bulunan “Zeytinbağı Beldesi”ndeki (Tirilye)  ve bir şahıs üzerine tapulu olan “Kemerli Kilise”yi  (Panagia Pantovasilissa) satın almak ve bu bölgede bir hareketlilik sağlamakla da görevlidir. 

Bu amaçla, 12 Ağustos’ta Bursa’ya giderek mülk sahibi olan “Deniz Korkmazer” ile görüşmüştür. Edindiğimiz bilgilere istinaden, “200.000 T.L”lik bir teklifte bulunmuş ama anlaşamamıştır. Bu kilisenin satın alma yoluyla elde edilip restorasyon yapılmasından sonra ise Rum Patriği Bartholomeos’un senede birkaç kez burada ayin yapma isteği de bilinmektedir.

Yeni çıkan “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” ile “5737 sayılı Vakıflar Kanunu”na eklenen geçici madde ile “Azınlık Cemaatlerinin Mallarının İadesi” kapsamında, Vakıflar vasıtasıyla bu mülkü elde etme gayretleri olması da olasıdır. Zira geçen sene edindiğimiz bilgiler; bu kilisenin mülkü için “1 Milyon T.L.” değer biçildiği şeklindedir. 

Zira yeni yasa bu tür tapu iptallerine/devirlerine imkân verecektir. Nitekim daha yasa çıkmadan evvel bu bağlamda önemli bir gelişme de Gökçeada’da yaşanmıştır. “Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesi”; 4 Mayıs 2011’de, Çınarlı Mahallesi, Kadri Üçok 239 Ada 8 Parsel’de bulunan ve “Eray Dağınık” adına tescilli bir taşınmazla ilgili açılan Tapu İptal Davası’nı hükme bağlayarak bu taşınmazı “Theodoro Vulgarel” adına tescil etti. Şüphesiz bu taşınmaz; azınlık cemaati taşınmazı konumunda değildi ve bu mahkeme bir şahıs (gerçek kişi) adına açılmıştı. 

Ama burada atlanmaması gereken çok önemli şu husus da vardır: 

Askeri/Stratejik” hassasiyetler göz önüne alınarak çıkarılmış bir genelge ile Gökçeada’da, Müslüman bir şahsın malını Müslüman olmayan bir şahsa satması yasaktı. Bu genelge; Gökçeada’da yabancıların mülk edinmesini engelleme amacı ile çıkmıştı. Ama görülüyor ki yerel mahkeme kararıyla artık bir emsal devir var.

1 Eylül 2011 Perşembe

AZINLIK CEMAATLERİNİN TAŞINMAZLARI İADE EDİLİYOR


Patrikhane’nin 12 kişilik bir dini meclisi (Sen Sinod) vardır ve bu mecliste “metropolit” dini rütbesinde olan papazlar görev yapar. Burada görev yapacak olan papazların, 6 Aralık 1923 tarihli ve 1092 sayılı bir valilik genelgesine göre; “Türkiye’de ikamet eden ve TV vatandaşı olan metropolitler olması” gerekliliği bulunmaktaydı. Bu süreçte; (1923’ten itibaren) Türk vatandaşı olmayan bir patrik ve din adamı da  zaten (resmen) görev yapmamıştı.

Rum Patriği Bartholomeos 2004’de ani bir kararla 12 kişilik Sen Sinod’da, 6 yabancı uyruklu din adamına görev verdi. 2004 itibariyle; Patrikhanede “20” civarında metropolit seviyesinde din adamı bulunuyordu. Buna rağmen “12 kişiyi tamamlayamıyoruz, eksiğimiz var” diye asılsız bir gerekçeyi ortaya attılar ve 17 kişilik bir listeyi TC vatandaşı yapmak üzere harekete geçtiler. 17 kişilik bu liste müracaat esnasında elendikten sonra 13’e indi. 

1500 kişiden az kalmış Rum Cemaati’nin dini ihtiyaçlarının karşılanması, amaçladıkları gaye ise bu papaz sayısı -kişi başına hesaplandığında- çok fazladır. Buradaki amaç; “Ekümenik Patrikhane”ye “maiyet” teminidir ve 2010 sonunda “çoğaldılar” ama bu da yetmedi.

13 kişi kabul edilir edilmez, 11 kişilik bir liste için daha Türkiye’den vatandaşlık talep edildi. 12 kişiyi tamamlamıyoruz diye 6 yabancı uyruklu papaz ile yasalarımızı delmişlerdi. 13 taze vatandaş papaz, Türk vatandaşlığı alınca normal olarak; o tarihte yapılan ve  28 Şubat 2011’e kadar sürecek görevlendirmeye yeni Türk vatandaşı olanların yer verilmesi gerekirdi. Ama böyle yapmadılar ve sadece bir taze vatandaş papazı kadroya alarak, yine 5 yabancı ile Sen Sinod çalışmalarına devam ettiler. 11 kişilik yeni listede ise bu 5 kişi de yer aldı. Bunları da TC yapmak için harekete geçtiler. Amaçları “daha da çoğalmak”tı.

Rum Patrikhanesi, Vatikan’ın karmaşık hiyerarşik yapısı içindeki ve Ortodokslukta metropolite eşdeğer sayılabilecek kardinal sayısı ile yarış halindedir. 

Metropolitlere verilen “sözde” görev bölgeleri ise Rumluğun “esamesi” kalmamış yerlerdir ve o coğrafi bölgelerin eski Bizans adları kullanılmaktadır. Belki bu tayinler, 15 -20 sene önce pek bir önem arz etmiyordu. Ancak Bartholomeos’un Patrik oluşundan sonraki dönemde, Anadolu’daki metruk kiliselerde ayinler yapılması çok arttı. Yerel yöneticiler de bu faaliyetlere turizm açısındaki getirilerini göz önüne alarak destek olmaktadırlar

Ağustos’un son haftasında, yukarıda bahsettiğimiz 11 kişilik listeden 6 kişinin TC vatandaşlığına alınması onaylandı ve vatandaş olma işlemleri başladı. Bu kişiler şunlardır:

1- Rethimnis ve Avlopotamu Metropoliti Evangelos Antonopoulos
2- Kidonias ve Apokoronau Metropoliti Emmanouil Papayannakis  
3- Hong-Kong Metropoliti Nektarios Tsilis
4- Almanya Metropoliti Augustin Lambardakis
5- Meksika ve Orta Amerika Metropoliti Georgios Anastasiadis
6- Leros ve 12 Ada Metropoliti Panagiotis Aravantios 

Henüz vatandaşlık izni alamayan ama muameleleri devam diğer 5 kişi ise şunlardır:

1- İspanya ve Portekiz Metropoliti Panagiotis Stavropoulos
2- Gortina ve Arkadia Metropoliti Dimitrios Doulofakis
3- Fransa Metropoliti Emmanuel Adamakis
4- Rodos Metropoliti Konstantinos Kogerakis
5- Girit Başpiskoposu Nikolaos Athanasiadis

Bu işlemler sürerken, Sen Sinod’da ise konuyu takip etmeyenlerin dikkatini hiç çekmeyecek bazı ayrıntılar baş gösterdi. Cunda Adası Metropolitliği; belki çok kişiye Ayvalık hudutları dâhilindeki bir beldeye ihdas edilmiş olarak algılanabilir. Oysaki Cunda Adası, Patrikhane’nin tarihsel seyrinde çok önemli bir noktadır. Osmanlı döneminde, daha Heybeliada Ruhban Okulu’nun olmadığı bir zaman diliminde, Papaz “İkonomos”un Osmanlı’yı kandırarak oluşturduğu “İlk Ruhban Okulu”  burada bulunmaktaydı. Ve önemli olan Ayvalık değil, Cunda (Alibey) Adası’dır. 

Birkaç yıl evvel, Ayvalık Cunda'da, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç tarafından bir kilise restore edilmiş ve Coca Cola İcra Başkanı Muhtar Kent’in babası “Necdet Kent”in adı verilerek kütüphaneye dönüştürülmüştü.  Muhtar Kent de babasına ait 1500 kitabı buraya bağışlamış ve bu açılış Rum Patriği Bartholomeos tarafından onurlandırılmıştı.

Cunda Adası Metropoliti semboliktir ama burada görevli olan metropolit daima İlk Ruhban Okulu”na atfen, daima Heybeliada Ruhban Okulu’ndan da sorumlu metropolit olmaktaydı. Geçtiğimiz Ağustos’ta yapılan Sen Sinod toplantısında alınan kararlara göre bu gelenek artık değiştirildi. 

Bursa Metropoliti “Yanni Lambriniadis(Dini adı: Elpidophoros) artık Heybeliada Ruhban Okulu’ndan da sorumlu Başpapaz oldu. Bursa Metropoliti olan Elpidophoros, Mudanya bölgesinde bulunan “Zeytinbağı Beldesi”ndeki (Tirilye)  ve bir şahıs üzerine tapulu olan “Kemerli Kilise”yi  (Panagia Pantovasilissa) satın almak ve bu bölgede bir hareketlilik sağlamakla da görevlidir. 

Bu amaçla, 12 Ağustos’ta Bursa’ya giderek mülk sahibi olan “Deniz Korkmazer” ile görüşmüştür. Edindiğimiz bilgilere istinaden, “200.000 T.L”lik bir teklifte bulunmuş ama anlaşamamıştır. Bu kilisenin satın alma yoluyla elde edilip restorasyon yapılmasından sonra ise Rum Patriği Bartholomeos’un senede birkaç kez burada ayin yapma isteği de bilinmektedir.

Yeni çıkan “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” ile “5737 sayılı Vakıflar Kanunu”na eklenen geçici madde ile “Azınlık Cemaatlerinin Mallarının İadesi” kapsamında, Vakıflar vasıtasıyla bu mülkü elde etme gayretleri olması da olasıdır. Zira geçen sene edindiğimiz bilgiler; bu kilisenin mülkü için “1 Milyon T.L.” değer biçildiği şeklindedir. 

Zira yeni yasa bu tür tapu iptallerine/devirlerine imkân verecektir. Nitekim daha yasa çıkmadan evvel bu bağlamda önemli bir gelişme de Gökçeada’da yaşanmıştır. “Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesi”; 4 Mayıs 2011’de, Çınarlı Mahallesi, Kadri Üçok 239 Ada 8 Parsel’de bulunan ve “Eray Dağınık” adına tescilli bir taşınmazla ilgili açılan Tapu İptal Davası’nı hükme bağlayarak bu taşınmazı “Theodoro Vulgarel” adına tescil etti. Şüphesiz bu taşınmaz; azınlık cemaati taşınmazı konumunda değildi ve bu mahkeme bir şahıs (gerçek kişi) adına açılmıştı. 

Ama burada atlanmaması gereken çok önemli şu husus da vardır: 

Askeri/Stratejik” hassasiyetler göz önüne alınarak çıkarılmış bir genelge ile Gökçeada’da, Müslüman bir şahsın malını Müslüman olmayan bir şahsa satması yasaktı. Bu genelge; Gökçeada’da yabancıların mülk edinmesini engelleme amacı ile çıkmıştı. Ama görülüyor ki yerel mahkeme kararıyla artık bir emsal devir var.

23 Ağustos 2011 Salı

RUM PATRİKHANESİ – GEORGE BUSH – LATSİS VAKFI - MUHTAR KENT ve COCA COLA


Geçmiş yazılarımızda Yunanistan’ın içinde bulunduğu mali kriz ne boyutta olursa olsun, Rum Patrikhanesi’nin Ekümenikliği ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması konularında her daim maddi ve moral destek bulunabileceğini, önümüzdeki süreçte ise AB ve çevrelerinin eskisi kadar etkili olamayacaklarını fakat bu kez de ABD’nin daha aktif bir aktör olarak karşımıza çıkacağına işaret etmiştik.

Nitekim kısa bir süre evvel Türkiye ziyareti yapan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile yaptığı ve mutlaka önemli konuların ele alındığı görüşme sonrasındaki basın toplantısında, yine Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını bir “mesele” olarak ortaya koydu. Hillary Clinton’un bu davranışı ile ABD’nin konunun baş aktörü olduğunu gizlemeye gerek de duymadığını anlamış olduk. 

PATRİKHANE BİNALARININ RESTORASYONUNA 7 MİLYON EURO KAYNAK HAZIR… 

Rum Patrikhanesi, ekonomik krize rağmen şu anda Patrikhane binalarının restorasyonu için yaklaşık “7 Milyon Euro” kaynak temin etmiştir. Bu kaynak her an kullanılabilir haldedir ve restorasyonla ilgili adımların atılması için daha evvelki yazılarımızda belirttiğimiz gibi; yeni yasama döneminde yapmayı planladıkları Ankara temasları beklenmektedir.

BÜYÜKADA YETİMHANESİNİN RESTORASYONUNA 70 MİLYON EURO KAYNAK TAMAMLANIYOR…

Avrupa’daki krize rağmen bu para yakında tamamlanacak ve Büyükada’daki eski “Yetimhane Binası” -ki Avrupa’nın en büyük ahşap binası olma özelliğini taşımaktadır- restore edilecektir.

Şimdi bu restorasyonun yapılması için kurulan bir komisyona dâhil olanların bazılarını ve gelişmeleri irdeleyelim.

GEORGE BUSH

Eski Amerika Devlet Başkanı George Bush’un, başkanlığı döneminde Rum Patrikhanesi’ne olan özel ilgisini ve desteğini burada bir kez daha ifade etmenin gereği yoktur. Ancak bu desteğin halen devam ettiğini belirtmek gerekir. George Bush; Amerikalı firmalar ve vakıflar nezdinde, maddi ve moral destek için Patrikhane’ye yardımcı olmakta ve Büyükada Yetimhanesi’nin restorasyonu ve bu işin finansmanı için kurulan komitede de bizzat yer almaktadır.

LATSİS VAKFI

2004 yılında, Rum Patrikhanesi ile ilgili Türkiye ve Yunanistan’da birtakım haberler çıkmıştı. Selanik yakınlarındaki Piliea bölgesinde, mülkiyeti Rum Patrikhanesi’ne ait ve çok değerli 330 dönümlük bir arazide dev bir alışveriş merkezinin inşaatına başlanmıştı. O tarihte, bu inşaatın, Yunanlı armatörlere ait olan “Lamda Development” ile “Sonae Kharangionis” firmaları tarafından kurulan “Piliea” adlı şirketler tarafından yapıldığı söylendi. Lamda Development firmasının sahibi aynı zamanda Yunanistan’ın ikinci büyük bankası olan “Eurobank EFG”nin da sahibi olan armatör “Spiros Latsis”dir.

Eurobank EFG ise eski adı ile “Tekfenbank”, şimdiki adı “Eurobank Tekfen” olan Türk bankasının 2006’dan itibaren % 70 sahibidir.

Rum Patriği Barholomeos 2009 Ağustosunda, Yunanlı armatör Latsis'in emrine verdiği “Alexander” (İskender) adlı gemi ile “Xenefondus Manastırı”nda düzenlenen törenlere katılmıştı ve bu ailenin Rum Patrikhanesi’ne çok büyük desteği bulunmaktadır.

MUHTAR KENT ve COCA COLA

Tüm Dünya’da Coca Cola ve ABD özdeşleşmiştir ve Coca Cola’nın büyüklüğü yadsınamaz. Bu dev şirketin Türk asıllı bir tepe yöneticisi vardır. “Muhtar Kent”.

Bir Türkün böyle bir Dünya devi firmada tepe yöneticisi olması, “Coca Cola Company İcra Başkanı” olması elbette ki sevindirici bir husustur. Muhtar Kent’in babası ise bir dönem “Efsane Büyükelçi” olarak bilinen “Necdet Kent”tir ve 2. Dünya Savaşı esmasında, Marsilya'da Büyükelçi iken 80 Yahudi'nin Naziler tarafından gaz odasına gönderilmesini, Türk pasaportu vererek engellediğinden ötürü kendisine “Türk Schindler”i lakabını takılmış ve Yahudiler tarafından “Şükran Ödülü”ne layık görülmüştür.

Birkaç yıl evvel, Ayvalık Cunda'da, (Ali Bey Adası) Koç Holding Şeref Başkanı "Rahmi Koç" tarafından bir kilise restore edildi ve “Necdet Kent” adı verilerek kütüphaneye dönüştürüldü. Muhtar Kent, babasına ait 1500 kitabı buraya bağışlamış ve bu açılış Rum Patriği Bartholomeos tarafından da onurlandırılmıştı.

Muhtar Kent’in Rum Patriği ile olan diyalogu hayli eskiye dayanmaktadır ve bu kez de hem kişisel, hem de Coca Cola olarak Patrikhane’yi desteklemekte, Büyükada Yetimhanesi’nin ıslahı için oluşturulan komitede yer almaktadır.

Muhtar Kent’in Atlanta’daki odasının duvarını ise Rum Patriği ile Papa’nın birlikte görüldüğü ve Patrik tarafından Muhtar Kent’e imzalanmış bir fotoğraf uzun zamandır süslüyor. Barholomeos’un Ekim 2009’daki ABD ziyareti sırasında Patrik onuruna yemek verenler arasında Coca Cola'nın CEO'su Muhtar Kent de bulunmaktaydı.

Büyükada Yetimhanesi için gerekli “70 Milyon Euro”nun toplanmasının -krizi falan dert etmeye gerek kalmadan- çok da zor olmayacağı görünüyor.

Tabi ki Büyükada Yetimhanesi’nin ıslahı için sadece yukarıda zikrettiğimiz kişiler devrede değil. “Megali İdea“ yanlıları ve destekçilerinden oluşan çok büyük ve güçlü bir blok Rum Patrikhanesi’nin her derdine “deva” olmaya hazırdır.

29 Temmuz 2011 Cuma

BOJİDAR ÇİPOF 29 TEMMUZ 2011 TEK RUMELİ TV'DE



Araştırmacı Yazar Bojidar Çipof; 29 Temmuz 2011'de, Tek Rumeli Tv'de Murat Er'in sunduğu Ana Habere konuk oldu. 1 Ağustos 2011'de Heybeliada Ruhban Okulu'nda; Rum Patriği Bartholomeos ile birlikte Kudüs, Antakya (Şam'da bulunur) ve İskenderiye patrikleri ile Kıbrıs Başpiskoposu'nun yapacakları gizemli toplantıyı irdeledi. 15 Ağustos'ta Sümela Manastırı'nda yapılacak ayin hakkında değerlendirmelerde bulundu.

28 Temmuz 2011 Perşembe

ERMENİSTAN CUMHURBAŞKANI SERJ SARKİSYAN TÜRKİYE’YE ADETA SAVAŞ İLÂN ETTİ

Bazı kesimlerce; Ermenistan hudut kapısının açılması, ticaretin başlaması ve bu bağlamda diğer politik bağların tesis edilmesi için tavsiye ve baskı yapıldığı malumumuzdur. Ve yine bu hususlar dâhilinde sözde Ermeni katliamının Türkiye tarafından kabul edilmesine içte ve dışta sıcak bakanların çokluğu da maalesef azımsanamaz. Bu sözde dost ama özde düşman ülkenin Cumhurbaşkanı “Serj Sarkisyan” bir önceki gün Ermenistan’da düzenlenen “Ermeni Dili ve Edebiyatı” yarışmasında bir öğrencinin sorduğu, “Batı topraklarımızı Ağrı Dağı’yla birlikte bir gün geri alabilecek miyiz” sorusuna şu yanıtı vermiştir:

Bu sizin neslinize bağlıdır. Mesela benim nesil üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirdi. 90’lı yıllarda vatanımızın parçası Artsah’ı (Karabağ) düşmanın elinden kurtardık. Her neslin bir görevi vardır. Sizin de ileride bizim gibi milli görevinizi yerine getirip getirmeyeceğiniz birlik ve beraberliğinize bağlıdır. Biz Ermeni Ulusu her zaman Anka Kuşu gibi küllerden dirilmeyi başarmışızdır. Ama şunu da söylemem gerek ki günümüz dünyasında ülkelerin itibarı ve onuru yüzölçümüyle değerlendirilmiyor…

Bu söylemin okunuşu aslında şudur: “Karabağ'ı biz aldık Ağrı'yı size bıraktık!”… Bu söylem bir komşu/sınırdaş ülkenin cumhurbaşkanı düzeyinde söylendiğinde ise tek bir manası vardır: “Savaş İlânı

Zira Ağrı ve civarı; Ermenistan için “Batı Ermenistan Toprakları”dır. Ve o soruyu soran öğrenci de “Batı topraklarımız” demiştir ki bunun danışıklı bir soru olması da kuvvetle olasıdır.

Bir Türk yetkili, komşu/sınırdaş bir ülke hakkında böyle bir söylemde bulunsaydı, şu anda başta AB ülkeleri ve ABD ayağa kalkar, tüm Dünya’da böyle bir söylem birinci haber olurdu. Bunu şöyle de örnekleyebiliriz: Mesela geçen asırda Osmanlı toprağı olan ve bizim için üzerinde Atatürk’ün evinin bulunması dolayısı ile fevkalade manevi önem taşıyan Selanik için böyle bir söylem Türkiye tarafından yapılsa Dünya inanınız ki ayağa kalkardı. Ama Ermenistan Cumhurbaşkanı böyle bir ifadede bulununca, hep bilinen sessizlik ve vurdumduymazlık ortalıkta şu an hâkimdir.

Ermenilerin büyük bölümü bizim için ”Köpek” anlamına gelen “Şun” kelimesini dillerine pelesenk etmişlerdir. Kısa bir süre önce bir Ermeni rock grubunun dile getirdiği “Türkler ve köpekler giremez” sözü öyle sıradan bir söz değildir. “Şun” Ermenilerin ağzında gerçekten pelesenktir ve bu Ermeni rock grubunun söyleminin analizi Türkiye’de eksik yapılmıştır.

25 ve 26 Şubat 1992’de yaşanan “Hocalı Katliamı”nın baş mimarlarından biri bu gün Ermenistan’ın Cumhurbaşkanı olan “Serj Sarkisyan”dır. (Tam adı: Serzh Azati Sargsyan - Սերժ Ազատի Սարգսյան)

Hocalı Katliamı’nı “Monte Melkolyan” (Մոնթէ Մելքոնեան) adlı bir Ermeni komutan yönetmişti. Melkonyan; aynı zamanda birçok diplomatımızın öldürülmesinde de rol almış ve “Orli Baskını” ile de ilgisi olan eski bir “ASALA” lideridir.

Bugün Ermeni Cumhurbaşkanı olan “Serj Sarkisyan” ise o tarihte Ermeni kuvvetlerinin komutanıydı ve Monte Melkonyan’ın kardeşi ünlü Ermeni yazar “Markar Melkonyan” da Sarkisyan’ın yanında katliamda yer almıştır.

Mackar Melkonyan; Amerika’da çıkardığı “Benim Kardeşimin Yolu” (My Brother’s Road) adlı kitabında kardeşinin yaptığı katliamı şöyle yazmıştır:

Bir gece önce 23.00 saatlerinde, 2.000 Ermeni savaşçısı, Hocalı’nın üç tarafındaki yüksekliklerden ilerleyerek, kasaba sakinlerini doğuya doğru sıkıştırmışlar. 26 Şubat sabahına kadar Azeriler Dağlık Karabağ’ın yüksekliklerine ulaşmış ve alta olan Azeri kenti Ağdam’a doğru inmeye başlamışlar…

…Şu anda yalnız kuru çimenden esen rüzgârın sesi ıslık çalıyordu ve ceset kokusunu uçurması için bu rüzgâr henüz erkendi… 


 …Monte üzerinde kadınların ve çocukların kırılmış kuklalar gibi saçıldığı çimene eğilerek “Disiplin yok” diye fısıldadı. O bu günün önemini anlıyordu: bu gün Sumgayıt Olayları’nın dördüncü yıldönümüne yaklaşıyordu. Hocalı stratejik bir amaç olmasından başka aynı zamanda bir öç alma eylemiydi.

Bu tüyler ürperten tarifin, bu insanlık suçunun, üzerinden yirmi yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen, hâlâ büyük bir insan kitlesi üzerindeki travma etkisini devam ettiren bu katliamın onaylayıcısı, yöneticilerinden biri olan Sarkisyan, bu gün Ermenistan’ın Cumhurbaşkanıdır.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan aslında “Hocalı Katliamı” esnasındaki komutanlık görevinin “ödülü” olarak bu gün cumhurbaşkanı koltuğundadır.

Öyle ticaret ile yaratılacak karşılıklı ekonomik şartlar ve hudut kapılarının açılması ile sağlanacak “diplomatik açılım” vasıtasıyla ya da birkaç futbol maçı oynandı diye bu düşmanlık ortadan kalkmaz. Bunlara verilecek hiçbir taviz de bizlere “Şun” demelerine engel olmaz, sözde soykırım iddialarından ise hiç vazgeçilmez. Bu hususlarda kendimizi aldatmayalım ve hadiseye hümanist açıdan yaklaşmayalım.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu konuda gereken cevabı vermiştir ama bununla yetinilmemeli ve bu köpekçe söylemi içinde barındıran “savaş ilânı” Sarkisyan’a misliyle yutturulmalı ama bu köpekçe söylem unutulmamalıdır. Görünüyor ki Ermenistan tarafında daha çok “uluma” duyulacaktır.


18 Temmuz 2011 Pazartesi

HİLLARY CLİNTON’UN TÜRKİYE’YE YAPTIĞI “HEYBELİADA RUHBAN OKULU” BASKISI

Araştırmalarımızı bir zamandır sizlerle paylaşamadık. Bilindiği gibi, ülkemiz bir seçim atmosferinden geçti ve seçim sonrası da tarihimizde ”Yemin Krizi” olarak yerini alan bir süreci yaşadık/yaşıyoruz. Medyayı fazlasıyla meşgul eden bu süreç ne yazık ki bizi yüreğimizden sarsan şehit haberleriyle devam etti. Bu acıları bir daha yaşamamayı, anaların, eşlerin, evlatların yüreğine bir daha kor düşmemesini diliyoruz. 

Araştırma alanımızda olan Fener Rum Patrikhanesi ve Yunanistan’ın (krize rağmen) faaliyetleri bu süreçte durmadı ve bilakis devam etti. TBMM’nin kısa bir süre sonra gireceği tatilden sonra bilindiği gibi en önemli gündem “Yeni Anayasa” olacaktır ve hazırlanacak olan anayasada kendi lehlerine maddeler yer alması için şimdiden yoğun bir kulis yapılmaktadır.

Fener Rum Patrikhanesi lehine ülkemizde, akademisyenler ve medya mensupları arasında fazlasıyla taraftar bulunmaktadır ki buna geçmiş yazılarımızda çokça yer verdik. Yapılacak yeni bir anayasada tüm kesimlere özgürlük ve refah sunulması elbette ki Hıristiyan bir Türk vatandaşı olarak bizim de dileğimizdir. Ancak Fener Rum Patrikhanesi’ne “ekstra” imtiyazlar verilmesi ve “Ekümenik” statüsünün kabul edilmesi ile başka Hıristiyan Türk vatandaşları üzerinde hükümran olunması olasıdır ve bu da mevcut Anayasa’nın “24. Madde”si olan “Din ve Vicdan Hürriyeti”ne aykırılık teşkil edecektir. 

Heybeliada Ruhban Okulu’nun “Patrikhane talepleri” kabul edilerek açılması mevcut Anayasa’nın 4 maddesine aykırılık teşkil etmektedir. 

Anayasa’daki YÖK’ü tanımlayan “130.” ve 131.” Maddeler ile askeri akademiler ve polis meslek yüksek okullarına şu ifade ile “Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları özel kanunlarının hükümlerine tabidir.” diyerek YÖK açısından ayrıcalık tanıyan “132.” Maddesine göre; Heybeliada Ruhban Okulu “Patrikhane Talepleri”ne uygun olarak açılamaz. 

Anayasa’nın  “174.” Maddesi olan “İnkilap Kanunlarının Korunması” Maddesinin 8. Bendi olan “3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun”a göre ise eğitim esnasında “raso” denen siyah dini giysiler giyilemez. Hoş bu kanun maalesef İstanbul Adalar ve Trabzon’da her fırsatta ihlal edilmektedir. 

Yeni Anayasa çalışmaları çerçevesinde dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Yeni düzenlemeler mutlaka genele matuf olarak yapılırken, “Ekümenizm”in kabulü ve “Heybeliada Ruhban Okulu”nun açılması için arada bazı gedikler bırakılmamasına özen gösterilmelidir. Birkaç sene evvel Patrikhane’nin avukatı Kezban Hatemi’nin eşi Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’nin Patrikhane için bir “Kanun Taslağı”nı  “kendiliğinden” hazırladığını ve siyasi çevrelere dağıttığını anımsamalıyız. Bu kanun taslağı; o esnada “yandaş” bulamayıp kanun teklifi olarak Meclis’e sunulamamıştı. Bu tür çabaları Anayasa çalışmaları süresince farklı kesimlerden görmemiz yine olasıdır.

Patrikhane’nin ve Rum Cemaati’nin sorunlarının halledilmesi amacıyla yapılacak düzenlemelere bir itirazımız yoktur. Ancak elde edebilecekleri yeni haklar ile Patrikhane’nin Rum Cemaati dışında kalan diğer Hıristiyan cemaatler ya da topluluklar üzerinde  “egemen” olma hakkı oluşmamalıdır.

Heybeliada Ruhban Okulu”nun açılmasına da bir itirazımız yoktur ama bu açılma ülkemizdeki milyonlarca yüksek eğitim almak isteyen genç ile “eşit” bir yapıda ve şu andaki Patrikhane taleplerine göre değil tamamen yasalara bağlı olmalıdır. Zira şu andaki talepler hem Anayasa, hem YÖK Yasası’na ve “laiklik” kavramına aykırıdır.

Bu önümüzdeki “Ağustos” ayından itibaren Patrikhane’de birçok aktivite planlanmıştır. Geçen 15 Ağustos’ta “Sümela Manastırı”nda yapılan ayinle kıyaslanmayacak kadar daha büyük bir organizasyon önümüzdeki 15 Ağustos’ta yapılacak, Sümela, hatta Trabzon içi adeta “kurtarılmış bölge” görüntüsünde olacaktır.Yine Ağustos içinde bir başka aktivite; Bozcaada, Zeytinli Köyü’ndeki Aya Todori Kilisesi’nde planlanmıştır. Bu sene; Bartholomeos’un ruhani yaşamının 50. Yılıdır. Bir yandan Bozcaada’da, bir yandan Heybeliada Ruhban Okulu’nda yapılacak etkinliklerle, esas amaç olarak okulun gündemde kalması hedeflenmiştir. Bilinenin aksine bu okulu 1971 yılında Türkiye kapatmamıştır. YÖK’e bağlanmayı reddettikleri için kendileri kapatmış ama “Türkiye Ruhban Okulu’nu kapattı” şeklinde yanlış bilgiler ortaya atılmıştır.

Avrupa Birliği’nin şu an birkaç ülkeyi kapsayan olumsuz ekonomik durum itibariyle fevkalade zor durumdadır. Bir yandan bu durum söz konusu iken, öte yandan “Dönem Başkanlığı” açısından da bizi de ilgilendiren bir problem vardır. Kıbrıs Rum Kesimi’ne verilmek istenen dönem başkanlığına bilindiği gibi Türkiye’nin itirazı büyüktür. Bu itiraz Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ağzından; dönem süresince Başbakan ile Dışişleri Bakanlığı mertebesinde, “ilişkilerin dondurulması”  şeklindedir. Biz her ne kadar “Rum Kesimi” desek de maalesef AB ve ABD; Rum Kesimi’ni ya da Güney Kıbrıs’ı tek “Kıbrıs” olarak kabul etmektedirler. Bu makalemizdeki konumuz tabi ki bu hususu irdelemek değildir. Ancak ilişkilerin dondurulduğu bir ortamda AB kanadından her zaman yapılan “Ekümeniklik” ve “Ruhban Okulu” baskıları bu dönem o kadar etkili olmayacaktır. Bu durumda bu sene Patrikhane lehine tek aktör olarak ABD’yi göreceğiz.

Nitekim bunun emaresini de geçtiğimiz 16 Temmuz’da gördük ABD Dışişleri Bakanı “Hillary Clinton”, çeşitli temaslarda bulunmak için geldiği İstanbul’da, Rum Patriği ile de Patrikhane’de 2 saat görüştü. Bir ABD Dışişleri Bakanı için bu gerçekten bu çok uzun bir süredir. Hillary Clinton bu ziyaret kapsamında görüştüğü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte yaptığı basın toplantısında ise Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını umduğunu vurgulamıştır. ABD’nin yakın süreçte baskıyı arttıracağı kesindir. 

Türkiye ve ABD Dışişleri bakanlarının ortak basın toplantısında bu konunun yer alması ise manidardır.

Hillary Clinton’un geçtiğimiz sene içinde Ayasofya’da korsan ayin yapmaya kalkışan Yunan asıllı Amerikalı milyarder “Chris Spirou” ile ne kadar samimi olduklarını bir makalemizde fotoğrafları ile ortaya koymuştuk. Şimdi önümüzde Ağustos için, evvelâ Trabzon Sümela, sonra Bozcaada’ya dikkat etmeliyiz.

Yeni Anayasa çalışmaları çerçevesinde Patrikhane konusuna da maksimum dikkat etmeliyiz.

Rum Patrikhanesi’nin Ortodoks Halifeliği ile eşanlamlı olan “Ekümenizm”  statüsünü kazanmaması ve “Heybeliada Ruhban Okulu”nu kendi talepleri doğrultusunda açmaması için yeni Anasaya’da bir gedik olmamalıdır.